«
  1. Anasayfa
  2. Atatürk ve Anıları
  3. Türk-İran Dostluğunun Sembolü

Türk-İran Dostluğunun Sembolü

Atatürk hakkında

Türk-İran Dostluğunun Sembolü – Atatürk Hakkında

Atatürk hakkında yazılan, Atatürk anılarından birini Paylaşmak istiyorum. 1927-1938 yılları arasında, Atatürk’ün liderliğinde Türkiye, birçok ülkenin liderini ağırlamıştır. Ancak, İran hükümdarı Rıza Şah Pehlevi’nin ziyareti özel bir öneme sahiptir. Bu ziyaret için muhteşem bir karşılama töreni düzenlenmiş ve her detay özenle planlanmıştır ve Türk-İran ilişkilerinin sembolü olmuştur. Bu anlamlı buluşmanın detaylarını ve Atatürk’ün bu özel ziyarete verdiği önemi keşfedin.


Maiyetinde bulunduğum yıllar içinde (1927-1938) Atatürk’ü birçok ülkenin kralı,başkanı ziyaret etmişlerdi, ama içlerinde en çok İran hükümdarı Rıza Şah Pehlevi’nin ziyareti Atatürk için önem kazanmıştı.

Nedense Rıza Şah’a karşı ayrı bir sevgisi vardı ve ona ayrı bir değer vermişti.. Daha Şah gelmeden muazzam bir karşılama töreni hazırlanmıştı.

O kadar titiz bir hazırlık yapılmıştı ki, Şah uzun boylu olduğu için,uzun boylu iki kumandan karşılama sırasında kendisine mihmandarlık etsin diye, Birinci Ordu Komutanı Fahrettin Altay Paşa be Askeri Şura Üyesi Ali Sait Paşa bizzat Atatürk tarafından seçilmişlerdir.

Bu iki paşaya Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey ile merhum Genel Sekreter Hasan Rıza Bey dahil olarak “Yavuz” zırhlısıyla ve iki muhribin de eşliğinde önce Trabzon’a gitmişler; oradan da karayoluyla İran sınırına hareket eden heyetimiz, Şah’ı huduttan kademeli dinlenmek suretiyle Trabzon’a getirmişlerdir.

Şah, Trabzon’da top atışlarıyla karşılandıktan sonra Yavuz zırhlısına çıkmışlardır.. O zamanki Donanma Komutanımız olan merhum Amiral Şükrü Okan’ın makam salonuna ve kamarasına teşrif eden Şah’ı, denizden de yüzlerce taka içine doluşan binlerce Trabzonlu vatandaşımız, Yavuz’un bandosunun çaldığı “Yavuz geliyor Yavuz, denizi yara yara” marşına takalarının içinde horon teperek ve marşı bağıra bağıra okuyarak eşlik etmişlerdir.

Her şey düşünülmüştü de, Yavuz’un komutan kamarasındaki yatak boyu Şah’a göre maalesef düşünülememişti. Neyse ki bunun da çaresi Şah’ın boyuna uygun özel bir yer yatağı ile çözüldü.

Donanmamızın diğer bir kısmı da Samsun’da beklemekteydi.Burada da top atışlarıyla karşılanan Şah,hazırlanmış olan özel trenle Ankara’ya doğru hareket ettiler.

Rıza Şah, Ankara Garı’nda, bizzat Atatürk tarafından, özel bir törenle karşılandı. Atatürk Şah’a çok önem verdiği için karşılama törenlerinin hazırlık çalışmalarına katılmıştı. Bu çalışmalar sırasında bir gün, “Acele bana Münir Hayri (Egeli) Bey’i çağırtın, derhal gelsin” diye talimat verdi.

Atatürk’ün onunla yaptığı görüşme sırasında hasbelkader ben de bulundum. Kendisine kısaca şunları iletmişti: “Münir Bey İran Şahı geliyor, onu çok iyi ağırlamak istiyorum,zira bu Türk-İran dostluğu için çok önemli. İki kardeş ülkenin insanlarını birbirine yaklaştırmamız gerekiyor, bunu da Şah’la ben yapabiliriz.

Senden bir oyun yazmanı istiyorum. Öyle bir konu olsun ki, iki ülkenin insanlarının tek bir vücut olduğunu göstersin ve bunu opera halinde de oynatalım” deyince,Münir Bey, “Adnan Saygun’u acilen Ankara’ya getirmek gerekir”dedi.

“Kimi getirisen getir,benim adıma her emri verebilirsin,gece gündüz benden yardım iste, yeter ki bu işi bitir, hadi bakalım” diyerek onu yolladı. Adnan Saygun, ismini pek hatırlamadığım bir kişiyle derhal Ankara’ya geldi ve çalışmalara başlandı.

Bir telaş,bir telaş.Atatürk günde iki kez Adnan Saygun’u arayıp, kontrolünü yapıyor ve zaman zaman da bizleri yollatıp işi takip ettiriyordu. Zannımca 4 ya da 5. gün ilk provalar başladı.

O zamanlar tek tiyatro salonu vardı: Türk Ocağı Salonu. Zavallı Adnan Saygun geceleri de orada kalmak üzere,harıl harıl çalışıyordu.. Neticede 21. gün opera tamamlandı ve adı da “Özsoy” oldu.

19 Haziran 1934 gecesi, orkestrayı da bizzat kendi idare etmesiyle,Şah’a çok güzel bir temsil verildi. Atatürk’ün ta Bulgaristan’da iken operayı sevdiğini bildiğimizden bizler şaşırmamıştık,ama başta Şah olmak üzere yabancı ve Türk davetliler çok şaşırmış ve çok alkışlamışlardı.

İşte bu ilk Türk Operası idi ve Batı’ya atılan ilk adımlardandı. Atatürk’ün istediği Türkiye buydu. Operanın sonunu hatırlıyorum.Olayın kahramanlarının birinin adı “Tur”, birinin de “Iraç” idi.

Operanın sonunda oyunu okuyan Ozan son sahneye çıkıp “Tur nerede? Iraç nerede?” diye sorar ve sahnenin önüne gelerek eliyle Atatürk’le Şah’ı göstermiş,ellerini kaldırarak yüksek sesle tüm salona “İşte ikisi de buradalar” deyince koca İran Şahı Atatürk’ün boynuna sarılarak bir ağlamıştı ki,unutulacak bir olay değildi.

Oyun alkışlarla sona erdiğinde Atatürk’ün mutluluğu doruktaydı..


Atatürk hakkında yazılan ve Atatürk anılarından biri olan “Türk-İran Dostluğunun Sembolü” isimli yazımızı okudunuz.


Hikayeler Kategori

Kısa Hikayeler
İbretlik Hikayeler
Dini Hikayeler
Başarı Hikayeleri
Gerçek Yaşam Hikayeleri
Sizden Gelen Hikayeler 
İngilizce-Türkçe Hikayeler
Yaşam Tadında Kısa Hikayeler (Youtube)


 

İlginizi Çekecek Hikayeler

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *