ARTIK CANIMIZ SIKILMIYOR KARDEŞİM

Yazımızı Paylaşın

ARTIK CANIMIZ SIKILMIYOR KARDEŞİM / Uyku Getiren Masallar Oku

Uyku getiren masallar oku, eğitici uyku masalları ve bir çok eğitici çocuk masallarına sitemizden ulaşa bilirsiniz, masal oku slagonu ile yayınladığımız masalımız ; canı sıkılan iki kardeş ve arkadaşlarının yaptıklarını anlatmakta, Eğitici masalımızı Baba Masallarının Katkılarıyla Hazırladığı Masal vidosu ile dinleye bilirsiniz.

Ağabeyim Hasan ile ben yani, Hüseyin. Biz ne çok şeyi beraber yapardık. Okula beraber giderdik. Derslerimize beraber çalışırdık. Zaten can sıkıntımız da beraber oldu.

Herhalde sonbahardı. Yağmur çok yağıyordu. Dedem diyordu ki bu yağmur yağar ha yağar. İşte o günlerde bizim can sıkıntımız başladı. Canımız hiçbir şey yapmak istemiyordu. Top oynayamıyorduk çünkü dışarısı yağmurluydu. Televizyon seyretmekten de sıkılmıştık. Ağabeyim dedi ki bir de Serhat ile Ferhat kardeşlere soralım. Onların da canı sıkılıyor muymuş?

Bizim evde toplandık. Ayva ve nar yedik. Ağabeyim konuşmaya başladı ve “Neden canımız sıkılıyor acaba?” dedi. Ne onlar ne de biz sebebini hiç bulamadık. Sonra ağabeyim hepimize bir ödev verdi. “Can sıkıntımızın geçmesi için ne yapalım? Herkes bu gece düşünsün. Yarın yine aynı saatte burada buluşalım.” Ben gece boyunca düşündüm. Ağabeyim zaten düşünse de belli etmezdi.

Ertesi gün oldu Serhat ile Ferhat geldi. Bu sefer sarı üzüm ve leblebi yedik. Ihlamur bile içtik. Sonra herkes sırayla konuşmaya başladı. Satranç oynayalım diye düşündük. “Ama” dedi Serhat, “…satrançta atlar, filler, vezirler ne çok taş var. Ben hep karıştırıyorum.” “Bozuk paralarla çivili tahtada maç yapalım.” dedik. Ama çivili tahta kaybolmuştu yenisini yapmak çok vakit isterdi. “Bize hemen bir çare lazım.” dedi Ferhat. “Evde saklambaç, oynamak da çok sıkıcı oluyor. Herkesin nereye saklanacağını hemen öğreniyoruz.” dedim ben de. Herkes konuştu ve biz anladık ki herkes biraz sıkılmış her oyundan.

Sonra bir sessizlik oldu. Ben mavi ve kırmızı tükenmez kalemle kocaman bir nar resmi yapmaya başladım. Ama benim narımın kabuğu maviydi, değişiklik olsun istemiştim. Ben resim yaparken ağabeyim bir önceki günün gazetesini okuyordu. Serhat pencereden dışarıyı seyrediyordu. Sokakta ne görüyorsa kardeşine anlatıyordu. Kardeşi de hem onu dinliyor hem de gazetenin bulmacasını çözmeye çalışıyordu. Herkes böyle bir şeyle uğraşıyordu işte. Ne kadar vakit geçti bilmiyorum. Bir anda aklıma geldi. Ve konuşmaya başladım. “Tamam, işte bakın kendi başımıza kalınca yaptığımız şeyler var. Ve o şeylerle uğraşırken vakit nasıl da hızlı geçiyor.” dedim. Ağabeyim düşündü. “Evet aslında herkesin bir sevdiği varmış” dedi.

Heyecanlandık. Ağabeyim meseleyi hemen kavradı. Bana, “Aferin!” dedi. “Sen bizim işimizi kolayca çözdün.” Sonra da anlatmaya başladı. “Sen dışarıda gördüklerini kardeşine anlatmak yerine yazsan mesela. Belki çok güzel hikâyeler çıkar.” Serhat, “Evet.” dedi “Neden olmasın?” “Ferhat sen de bulmaca çözerken sayılarla ilgili bilmeceleri de çözsen hem matematiğin gelişmiş olur hem de güzelce vakit geçirirsin.” Ben çok heyecanlandım. “Evet, herkese bir iş çıkıyor ne güzel.” dedim. “Zaten ben de resim yapıyorum. Bakın mavi kabuklu kocaman bir nar çizdim.” dedim. Hepsi çok beğendi. Tamam, işte benim de bir işim var artık. Peki, ağabeyim ne iş yapacaktı? Onu da Serhat açıkladı. “Sen de gazeteden sevdiğin haberleri, yazıları, fotoğrafları kessen, onları saklasan ne güzel bir albüm olur. Sonra o haberleri bize anlatsan.” Ferhat dedi ki zaten sen ne anlatırsan biz dinleriz, sen çok güzel anlatıyorsun.

O kadar rahatladık ki. Ben artık ressam sayılırdım. Ağabeyim zaten çok okurdu. Şimdi bir de gazete ile uğraşınca sürekli okumaya başladı. Serhat pencereden bakmadan da hikâyeler yazıyordu artık. Ferhat sadece gazeteden bulmaca çözmekle kalmadı. Sayılarla yapılmış bilmeceler, kelime oyunları öğrendi. Hatta televizyondaki yarışmaları bile takip etmeye başladı.

Biz yapacak iş bulduk ya çok mutluyduk. O günlerde Serhat yazdığı bir hikâyeyi bize okudu. “Bir çocuk çok canım sıkılıyor diye ağlıyormuş. Ağlamaktan gözleri şişmiş, elindeki mendili gözyaşından ıslanmış. Islak mendil ile oynarken mendile bir bebek şekli vermiş. Çok şaşırmış. Mendilden bebek yapmak ne güzel olur diye düşünmüş ve ıslak mendillerden bebekler yapmaya, onlara elbiseler hazırlamaya, saçlarını güzelce yapmaya başlamış. Bebek yapmayı o kadar sevmiş ki vaktin nasıl geçtiğini anlayamaz olmuş.” Serhat hikâyesini bitirince dedi ki bizim can sıkıntımızı ortadan kaldıracak bir iş bulmamız için ağlamamıza gerek kalmadı. “Evet,” dedik. Gülüştük. Sonra mandalina ve havuç yedik.

Sobada kuşburnu çayı kaynıyordu. Kaynadıkça odaya güzel bir koku yayılıyordu. Kuşburnu kokusunda herkes işine bakıyordu. Ben de bu fırsatı kaçırmadım. Arkadaşlarımın resmini yaptım. Bir köşede matematikle uğraşan Ferhat’ı hesap makinesine benzettim. Hikâye yazan Serhat’ı çok güzel bir dolmakalem gibi çizdim. Ağabeyim ise ciddi ciddi gazete okuduğu için onu dedemin okuma gözlüğü gibi çizdim. Resimde ben eksiktim. Kendimi de en sevdiğim renk mavi ile boyadım. Kendini boyayan bir fırça gibiydim. Kuşburnu çayından içerken resmi hepsine gösterdim. Herkesin hoşuna gitti. Ve ağabeyim son sözü söyledi, “Artık canımız sıkılmıyor kardeşim!” Biz de tekrar ettik, “Artık canımız sıkılmıyor kardeşim!”

MASAL KATEGORİLERİ
Masal Oku
Dini Masallar
Eğitici Masallar
Türk masalları
Baba Masalları (Youtube)

Eğitici masalımızı  Masal Videosu İle Dinlemek İstermisiniz?


KISA HİKAYELER

Severek Okuduğunuz hikayelerimize Android uygulamamızı indirerek cep telefonlarınızdan ve Tabletlerinizden Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz.


Yazımızı Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.