Mesaj Getiren Melek

Yazımızı Paylaşın

Hz. Cebrail / İslami Masallar

İslami masallar kategorimizde, Eğitici dini masallar dan, çocuklar için dini masallar dan biri var, meleklerle ilgili dini masalımız, mesaj getiren melek hz. Cebrail ile ilgili masal, Masalımızda 4 büyük melek tanıılarak Hz. cebrail in nasıl vahi getirdiği anlatılmaktadır. Baba masalları kanalımızda Çocuklarınıza İslami masallar ve dini öğretici masallar sunuyoruz. Masalımızı Baba masallarının Katkısı ile hazırlanan masal videosu ile dinleye bilirsiniz ” Mesaj Getiren Melek

▶ Masallarımızda anlatılmak istenen konular, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından onaylı Ana Okulları ve Yaz Kuran Kursları için tavsiyelidir.

Akşama kadar sokakta oynadıkları bir günün sonunda, arkadaşlarına iyi akşamlar dileyerek evlerine geldiler. İkisi de yorgundu. Ellerini ve yüzlerini yıkamak için banyoya girdiler. Ayşe kardeşine:
— Sadece elimizi yüzümüzü yıkamak yerine abdest alalım, hem namazımızı da kılarız, dedi. Bu fikir Fatma’nın hoşuna gitti. Hem tertemiz olup ferahlayacaklar, hem de abdestli olacaklardı. Euzu besmele çekip abdest aldılar. Birbirlerine biraz su atarak şakalaşmayı da unutmadılar.

Banyodan tam çıktıkları sırada zil çaldı. Kapıyı açtılar. Gelen, arkadaşları Cebrail’di. İkisi de şaşırdı. Daha az önce ayrılmışlardı. Cebrail niçin gelmiş olabilirdi. Onların şaşkınlığını gören Cebrail, durumu açıkladı:
— Sizden ayrıldıktan hemen sonra öğretmenimizle karşılaştım Ayşe. Sana çok selâm söyledi. Yaz tatilinde kitap okumayı ihmal etmesin, dedi. Ben de unutmaktan korktuğum için hemen gelip söylemek istedim. Hem zaten evinizden çok uzakta da değildim.

İki kız kardeş Cebrail’i eve davet ettiler ama o:
— Akşam oldu, beni de evden merak ederler, dedi ve iyi akşamlar dileyerek gitti.
Ayşe çok mutlu olmuştu. Hem öğretmeninin selâmını duymak, hem de arkadaşının bu ince düşüncesi onu çok sevindirmişti. Fatma da onun gibi düşünüyordu:
— Cebrail ne kadar da düşünceli, değil mi abla, dedi.
— Evet, üstelik de doğru sözlü. Annesiyle babası onun adını boşuna Cebrail koymamışlar. Fatma, Ayşe’nin bu benzetmesine bir anlam veremedi. Şaşkın şaşkın Ayşe’nin yüzüne baktı. Kardeşinin bir şey anlamadığını fark eden Ayşe, açıkladı:
— Canım bilmiyor musun? Cebrail, Allah’a en yakın olan meleğin adıdır. Niçin bu kadar şaşırdın?
— Biliyorum ama bunun konumuzla alâkasını anlayamadım.
— Alâkası şu: Arkadaşımız Cebrail de melek gibi iyi ve iyiliksever de ondan böyle söyledim.

Fatma ablasıyla uğraşmaya niyetli görünüyordu:
— Peki ablacığım, bildiğin meleklerin isimlerini söyle o zaman.
— Söylerim tabiî: Dört büyük melek vardır: Cebrail, İsrafil,
Mikail. Dördüncüsü neydi, hatırlayamadım.
— Seni kopyacı. Sen bizim melek kardeşlerin isimlerini biliyorsun sadece. Diğer melekleri bilmiyorsun.
— Hayır, hayır. Biliyorum ama şu anda aklıma gelmedi. Dur biraz düşüneyim: Tamam, hatırladım. Yaptığımız bütün iyi ve
kötü işleri yazan melekler var.
— Evet ama dört büyük melekten birinin adını söylemedin. Önce onu söyle bakalım.
— Tamam şimdi hatırladım: Dört büyük meleğin dördüncüsü Azrail’dir.

Onlar böyle konuşurken yanlarına anneleri geldi:
— Hoş gelmiş benim melek kızlarım, dedi gülümseyerek. Annelerinin, konuşmalarını duyduğunu anlayan kızlar da gülüştüler. Anneleri devam etti:
— Meleklerim ne zaman bana selâm verecek diye beklerken dayanamadım. Baktım sözünüzün biteceği yok. Konuşmanızı bölmüş gibi oldum, ama hadi gelin hem sofrayı hazırlayalım, hem de sohbete beraber devam edelim, dedi.
İki kız kardeş annelerine sarılarak her türlü sevimliliği yaptılar.
— Namazımızı kılıp hemen gelelim anneciğim, dediler.

Namazlarını kılıp mutfağa gittiklerinde anneleri sofrayı hazırlamaya başlamıştı bile. Hemen yardım etmeye başladılar. Bir taraftan annelerine yardım ediyorlardı. Ancak ikisinin de aklı hâlâ az önceki konuşmadaydı. Yemeklerini neşe içinde yediler. Ayşe hemen odasına geçmek istedi. Annesine “Ellerine sağlık anneciğim.” dedi. Sofrayı toplamasına yardım etti. Sonra koşarak odasına geçti. Geçen yıl babasının aldığı kitap setini eline aldı.

Bu kitapta bir Müslümanın inanması gereken şeyler anlatılıyordu. Hemen meleklere iman bölümünü açtı. Dört büyük melekten Cebrail ile ilgili yere geldi hızlıca. Cebrail’in görevi Allah’ın emirlerini peygamberlere iletmekti, bunu biliyordu. Peygamberimize Allah’ın emirlerini de o getirmişti. Demek ki Kur’an-ı Kerim’i Peygamberimize Cebrail getirmiş, diye düşündü. Kitapta bununla ilgili kısmı buldu. Okumaya başladı. Cebrail’in Allah’tan aldığı emirleri hiç değiştirmeden, olduğu gibi peygamberlere getirdiği yazıyordu. Onun sadece Allah’ın emriyle indiği yazıyordu. Zaten bütün melekler Allah’ın emirlerini aynen yerine getirirler. Cebrail de Allah’ın verdiği görevi yerine getiriyor, diye düşünürken Fatma odaya girdi. Ona okuduğu bir şeyi sordu:
— Söyle bakalım Fatma; Cebrail, Sevgili Peygamberimize vahyi nasıl getiriyordu?
— Allah’tan alıp getiriyordu işte, nasıl getirecek?
— Bilemedin. Cebrail, vahyi Peygamberimize değişik yollarla getiriyordu. Bazen melek görünümünde, bazen de insan kıyafetiyle geliyordu Peygamberimizin yanına. Hatta insan kıyafetiyle geldiğinde Peygamberimize İslâmiyet’le ilgili çeşitli sorular soruyordu. Peygamberimizin yanında bulunan arkadaşları da onu, dini öğrenmeye gelen bir kişi sanıyorlardı. Bu cevaptan sonra Fatma:
— Keşke biz de Peygamberimizi görebilseydik, diye iç geçirerek odadan çıktı.

Ayşe kaldığı yerden kitabı okumaya devam etti. Cebrail’in Peygamberimize ilk vahyi getirmesinin anlatıldığı bölümü okuma  ya başladı. Okudukça bilmediği şeyler öğreniyor, hem de duygulanıyordu. Okuyabilmek, okuduğunu anlayabilmek ne güzel şey, diye düşündü. Gören gözleri, okuduğunu ve duyduğunu anlamasını sağlayan aklı verdiği için Allah’a şükretti. Okumaya kaldığı yerden devam etti…

Ayşe elinde kitap, düşüncelere dalmışken birden kendini dağlık bir yerde buldu. Uyumadan önce okuduğu kitap
elinde, bir kayanın üstünde oturuyordu. İki üç adım ötesinde bir mağara olduğunu fark etti. Ayağa kalktı, mağaraya
doğru yöneldi:
— Hoş geldin Ayşe, diye bir ses duydu. Etrafına bakındı, kimseyi göremedi. Yine aynı sesi duydu. Gerçekten de etrafta hiç kimse yoktu. Çok şaşırdı, biraz da korktu.
— Konuşan benim, şu anda bana bakıyorsun, beni görüyorsun Ayşe, dedi aynı ses. Ayşe’nin baktığı tarafta ise mağaradan başka bir şey görünmüyordu.
— Seni göremiyorum, çık ortaya. Mağaranın içinde misin, diye sordu titrek bir sesle.
— Mağaranın içinde değilim, ben mağaranın kendisiyim, adım da Hira.
— Biri bana şaka yapıyor olmalı, lütfen kimsen ortaya çık.
— Hayır şaka yapmıyorum Ayşe. Lütfen biraz daha yaklaş, içeri gel. Ayşe biraz korkuyordu. Ama içinde oluşan merak duygusunu da yenemediği için mağaraya doğru iyice yaklaştı. Başını içeri uzattı, kimseyi göremedi.
Yine aynı ses:
— Lütfen korkma, gir içeri. Benim ilk misafirim sen değilsin, çok misafirim olur benim. Her yıl binlerce hacı gelir, beni ziyaret eder. Sen de gel lütfen, dedi.
— Niçin seni ziyarete geliyorlar? Onlarla da böyle konuşuyor musun?
— Beni ziyarete geliyorlar, çünkü ben bundan asırlar önce çok kutlu bir misafiri ağırlıyordum. Müslümanlar da o kutlu
misafirin hatırasına beni ziyaret eder.
— Hiçbir şey anlamadım. Lütfen en başından anlatır mısın?
— Tabiî anlatırım sevgili Ayşe. Biliyorsun burası Mekke şehrindeki Nur dağıdır. Ben de bu dağdaki bir mağarayım. Adımı söylemiştim, hatırlıyor musun?
— Evet, hatırlıyorum, Hira, değil mi?
— Evet Ayşeciğim, peki sen nereden geldin buraya, kiminle geldin?
— Buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum doğrusu. En son meleklerle ilgili bir kitap okuyordum. Biraz uyumuşum, uyandığımda kendimi burada buldum.
— Madem buradasın, sana kendi hikâyemi anlatayım ister misin?
— Elbette isterim.
— Az önce bahsettiğim kutlu misafir Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed’di (s.a.s.). Peygamberimizin yaşadığı dönemde insanlar gerçek Allah’ı unutmuş, Tanrı diye taştan, odundan yaptıkları heykellere tapıyorlardı. Bu durum henüz kendisine peygamberlik görevi verilmemiş olan peygamberimizi çok üzüyordu. Bizi duymayan, anlamayan, bize bir fayda ve zararı olmayan heykelleri tanrı saymak çok yanlıştır, diyordu. Bizi duyan, işiten, bizi ve her şeyi yaratan bir yüce yaratıcının var olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden sık sık buraya geliyor, tek başına derin düşüncelere dalıyordu. Ben de onun gelişine alışmıştım, ama bir gelişinde çok farklı şeyler oldu. Ben şaşkınlıktan donakalmış bir şekilde olanları izliyordum:
— Ne oldu, çok merak ettim. Lütfen hemen anlatır mısın?
— Peygamberimiz yine düşüncelere dalmıştı. Ben de hayran hayran kendisine bakarken birden “Oku!” diye bir ses duydum. Sonradan anladım ki gelen Cebrail imiş. Peygamber Efendimize yaklaşıp “Oku!” diyen de oymuş. Peygamberimiz, “Ben okuma bilmem.” diye karşılık verdi. Melek Peygamberimizi kucakladı, iyice sıktı ve aynı sözü tekrarladı: “Oku!” Peygamberimiz yine, “Ben okuma bilmem.” dedi. Cebrail, Peygamber Efendimizi yine kucakladı ve gücü kesilinceye kadar onu sıktı. Yine “Oku!” diye tekrarladı. Peygamberimizin okuma bilmediğini söylemesi bir işe yaramamıştı. Bu yüzden “Ne okuyayım?” diye sordu. Bunun üzerine Cebrail, Kur’an-ı Kerim’in ilk ayetlerini okudu. Onun bu okuyuşu, beni hayran bıraktı.

Cebrail görevini yerine getirmişti. Ardından ortadan kayboldu. Sevgili Peygamberimizi görüyordum. Oldukça yorgun görünüyordu. İlk defa başına böyle bir şey geliyordu. İçinde korku ve endişe vardı. Evine gitmek için çıktı. Dağdan aşağı inerken de onu görebiliyordum. O da ne? Cebrail bu sefer ufukta görünüyordu. Tatlı sesiyle Peygamberimize sesleniyordu. Peygamberimiz başını kaldırınca onu gördü. İnsan kıyafetindeydi. Sanki bütün ufku kaplamıştı. Sevgili Peygamberimize “Ey Muhammed! Sen Allah’ın elçisisin, ben de Cebrail’im.” diyordu. Bu sözü de tekrarlıyordu. Cebrail, Peygamber Efendimizin korku ve endişe içinde olduğunu bildiğinden böyle yaparak onu yatıştırmak istiyordu. Gerçekten de onun bu inandırıcı sözleri Sevgili Peygamberimizi rahatlattı, yatıştırdı.

Daha sonraları tam 23 yıl boyunca Cebrail, Sevgili Peygamberimize Allah’ın emriyle geldi. Her gelişinde Allah’ın insanlara bildirmek istediklerini ona anlattı. Her sene Ramazan ayında da Peygamberimiz Kur’an-ı Kerim’den gelen ayetleri Cebrail’e okurdu. Bu okuma işini bazen de gelip burada yaparlar, ben de dinlerdim. İşte böyle Ayşecik, ben de onlarla geçirdiğim o güzel zamanları hatırlayarak mutlu oluyorum.. Hira anlatırken Ayşe de kendisini kaptırmış, dinliyordu.

Omzuna dokunan bir elle irkildi. Etrafta kendisinden başka kimse olmadığını sanıyordu. Başını çevirdi, karşısındaki
Fatma’ydı.
— Sen de mi geldin, diye sordu.
— Zaten buradaydım, kitabı okurken uyumuşsun. Senin uyuduğunu görünce kitabı ben alıp okudum. Bu saatte daha fazla uyursan gece uyuyamazsın diye düşündüm, o yüzden uyandırdım seni. Ayşe, gördüklerinin bir rüya olduğunu anlayınca çok şaşırdı. Ancak bir şeyden emindi. Rüyada gördükleri, uyumadan önce kitaptan okuduğu son bölüme çok benziyordu.

MASAL KATEGORİLERİ
Masal Oku
Dini Masallar
Eğitici Masallar
Türk masalları
Baba Masalları (Youtube)

Eğitici masalımızı Dinlemek İstermisiniz?


KISA HİKAYELER

Severek Okuduğunuz hikayelerimize Android uygulamamızı indirerek cep telefonlarınızdan ve Tabletlerinizden Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz.

 


Yazımızı Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.